22 Mayıs 2017 Pazartesi    Günün tüm haberleri       Son dakika ekle       Künye       İletişim       Reklam       Üyelik   
ANA SAYFA EKONOMİ İŞ DÜNYASI GÜNDEM FİNANS DÜNYA MEDYA SPOR MAGAZİN
İş'te Gündem Google  
 
 
 
Son anına kadar kalemi elindeydi
  Can Dündar    25 Ocak 2007 Perşembe  

Eylülden beri kendi hayat hikâyesini anlattığı bir kitap üzerinde çalışıyorduk. Bütün gücüyle kitabı bitirmeye çabalıyordu. Aralıkta kitap hemen hemen tamamlandı


Son ayrıntıları geçen hafta hastanede el yazısıyla yazıp faksladı. Ancak içerik olarak berrak olsa da artık yazısı okunmaz haldeydi. Kitabı bitirdi; göremeden gitti...

"Kara Ocak" bu... Hep sevdiklerimizi, ille iyileri vuran cellat ocak...
Birinin ölüm yıldönümünü öbürünün ölüm haberine ekleyen, birinin cenazesini kaldırırken yenisinin haberini veren, ocaklar söndüren, şom ağızlı, lanet ocak...
Daha Hrant'ın mezarı tazeyken geldi İsmail Cem'in ölüm haberi...
Sanki içime doğmuş gibi dün sabah 10.20'de oğlu Kerim'i aradım.
"Durumu bayağı kötü. Kendinde değil" dedi.
Sesi üzgün, ama sakindi.
"Allah bilir. Hayat bu" dedi.
Oysa bu konuşmadan yarım saat evvel Cem vefat etmişti ve sanırım bundan henüz onun da haberi yoktu. Sonradan bana söylediğine göre, bu finale tanık olmaması için onu uzak tutmuşlardı.

Bir filmin içinde...
Öğleyin Cem'lerin Bebek'teki evine taziyeye gittim.
Denize bakan salonda hep Cem'in oturduğu koltukta bu kez eşi vardı. Yaşlı gözlerle onun kaybına dair haberleri izliyordu.
"Bir filmin içinde gibiyim; ne olup bittiğini fark edemiyorum" dedi.
"Son dönem ne çok şey paylaştık sizinle" diye ekledi.
Gerçekten çok şey paylaştık. Bana evlerini, yüreklerini, hayatlarını açtılar. Dolu dolu yaşanmış bir ömrün son dönemecini İsmail Cem'le paylaşmanın keyfini ve hüznünü yaşadım.

Nehir söyleşi
Geçen yaz gönderdiğim bir internet mesajıyla başlamıştı her şey...
Uzun süredir kamuoyuna görünmüyordu. Anlatacağı çok şey birikmiş olmalıydı; Milliyet için geniş bir söyleşi yapmayı teklif ettim.
Yanıtı tekneden geldi. Oğluyla tatildeydi. Yolladığı mesajda bunun son tatili olabileceğine dair imalar vardı.
Dönüşte görüşmek üzere yazıştık.
O günlerde İş Bankası Yayınları'nın "Nehir Söyleşi" dizisi için yayınevinin editörü Levent Cinemre ile görüşüyorduk. "İsmail Cem Kitabı" fikri orada doğdu.
Cem'e bunu naklettiğimde memnuniyetle kabul etti.

Son kitabı: Ortadoğu
O bir gazeteci, bir siyasetçiydi. Milliyet'in, Cumhuriyet'in köşe yazarı, Politika'nın Genel Yayın Müdürü, TRT'nin Genel Müdürü, Dışişleri'nin en çok iz bırakan bakanlarından biriydi.
Bir entelektüel, bir fotoğraf sanatçısı, fanatik bir Galatasaraylıydı.
Tatil dönüşü, eylül ayında başladık geniş sohbetimize...
Kitap çalışmasında bana yardım eden Saadet Özen'le birlikte her çarşamba öğleden sonra evine gidiyor, Boğaz'a karşı sohbet ediyorduk.
Sohbet, çoğu zaman Saadet'le Cem'in son Galatasaray maçına dair gözlemleri ve gelecek maça dair tahminleriyle açılıyordu.
Kah salı geceleri NTV'de yayımlanan programıma ilişkin görüşlerini konuşuyor, kah güncel politikaya dair izlenimlerinden söz ediyorduk.
Siyaseti an be an izliyor, yerli yabancı gazeteleri dikkatle takip ediyor, internet başında bitmek bilmez bir enerjiyle çalışıyor, bir yandan da dış politika deneyimlerini ve yorumlarını toparladığı üçlemenin son bölümü olacak, 16. kitabı "Ortadoğu"yu bitirmeye gayret ediyordu.

Son gücünü kitaba harcadı
Başarılarla dolu bir ömür ve kariyeri, siyasetin karanlık koridorlarında, türlü çeşit ayak oyunları arasında noktalamıştı. Orada açılan yaraları hâlâ taşıyor, ama belli etmemeye çalışıyordu.
Bu hüzün, bazen Saadet'in hediye ettiği, futbolcuların imzasını taşıyan Galatasaray formasıyla ya da çocukluğundan hatırladığı "Pal Sokağının Çocukları" kitabını getirmemizle, yerini çocuksu bir sevince bırakıyordu.
Elçin Hanım'ın pastaları eşliğinde ve kimi zaman oğlu Kerim'in de katılmasıyla sürdürdüğümüz bu sohbetler haftalarca ve saatlerce sürdü.
Çocukluğundan başlayarak bütün hayatını anlatıyordu. Anlatırken yoruluyor, ancak "Sonra devam edelim" tekliflerimize direniyordu.
Acele ediyor, bu kitabı mutlaka bitirmek istiyordu. Bir sonraki haftayı beklemek yerine, aklına gelen ayrıntıları yalnız başınayken de teybe anlatmaya devam ediyordu.
Bu kitabı, bir veda anısı olarak gördüğü belliydi. O yüzden bütün gücüyle tamamlamaya çalışıyordu. Biz ise bir yandan kitabı bitirmek için elimizden geleni yapıyor, bir yandan da kitap biterse bu enerjinin söneceğinden endişeleniyorduk.
Kitabın hazırlığı sırasında Milliyet için yaptığımız yazı dizisini ve Ercan'ın fotoğraflarını o kadar beğendi ki, bunu bir broşür şeklinde bastırmak için iznimizi istedi. Geçen ay o broşürü bütün yakınlarına gönderdi.

TV'den çekilen fotoğraflar
Bu arada rahatsızlığı ilerliyordu. Daha çabuk yoruluyor, yürüteçsiz hareket edemiyordu. Bütün sancılarına rağmen nezaketinden taviz vermiyor, bizi ayakta karşılayıp uğurlayabilmek için gayret sarf ediyordu.
Bu haldeyken Ankara'ya gitti.
Zor bir geziydi. "Daha sonra gitseniz" dediysek de dinlemedi.Bir İstanbul âşığı olduğu halde kariyerinin en önemli yılları Ankara'da geçmişti. Bir kez olsun Parti Meclisi'ne katılmak, dostlarıyla vedalaşmak istiyordu.
Döndüğünde hastalığı bir hayli ilerlemişti.
Haftadan haftaya benzinin biraz daha sarardığını, yüzündeki tebessümün azaldığını görüyor, üzülüyorduk.
Buna rağmen her sorduğumuzda "İyiyim, daha iyi olacağım" diyordu.
Hasta yatağında bile yazıdan ve fotoğraftan kopmamıştı. Bir yandan yazıyor, bir yandan da odasındaki televizyonda izlediği doğa belgesellerindeki hayvanların fotoğraflarını çekiyordu.

Notları hastaneden yolladı
Kendini iyi hissettiği saatlerde yaptığı kayıtlarla aralık ayında bu otobiyografiyi tamamladı. Artık ayrıntılar kalmıştı.
Aralık sonunda yine bir çarşamba eve gittim ve hastaneye kaldırıldığını öğrendim. Telefonda "Meraklanmayın, iyiyim, birkaç gün tedavi edip gönderecekler. Çıkınca devam ederiz" dedi.
Ancak o birkaç gün uzadı; yılbaşını, bayramı hastanede geçirdi.
Bayram sonrası "Uzayacak galiba... ama ben burada kitap için çalışmaya devam edeceğim" dedi.
Gerçekten de geçen hafta hastanede yazdığı notları faksladı.
Yattığı yerde, belki de ağrılarının dinmesi için verilen morfinin etkisinde karalanmış dış politika notlarıydı bunlar...
İsmail Cem'in son satırları...
Şeklen karışık; ama içerik olarak son derece berrak notlar...
Kızı İpek Cem'in "Öldüğünde hâlâ elinde mürekkep lekeleri vardı" demesi boşuna değildi.

Son çarşamba
Kitabı şubata, yaş gününe yetiştirmeye çalışıyorduk. O gün yayınevi sürpriz bir parti verecek; tüm dostlarını davet edecek, orada özyaşamöyküsünü kendisine hediye edecekti.
Olmadı. Yetişmedi.
Dün yeniden kapısını çaldığımda yine günlerden çarşambaydı.
O, 12 yıl önce yazdığı şiirde dilediği gibi sessizce ayrılmıştı aramızdan...

VEDA MESAJI

'Tüm emeklerim helal olsun'

Ekim ayında Milliyet'te yayımlanan söyleşimizden satırlar:
Gazetecilik, radyo-tv yöneticiliği, yazarlık, siyaset, diplomasi... Bu alanların hepsinden geçtiniz ve ardınızda iyi izlenimler bıraktınız. Geriye dönüp baktığınızda nasıl bir muhasebe yapıyorsunuz?
'Verdiğim tüm emeklere helal olsun' diyorum. Verdiklerinin karşılığını hayattayken görebilen az sayıdaki mücadele insanından biriyim. Hele şu geçirdiğim hastalık döneminde, vatandaşlarımdan olağanüstü yakınlık buldum. Siyasal görüşlerimi paylaşsın, paylaşmasın, vatandaşlarımdan gelen aynı ortak sevgiyi ve ortak duaları yaşadım. Bir mücadele insanı için bundan daha değerli bir karşılık olabilir mi?

Pişmanlıklarınız var mı?
Evet. Muhasebemin eksi tarafında, çocuklarıma ve aileme gönlümce vakit ayıramamak, onlarla birlikte olamamak, eğitimlerine, gelişmelerine yeterince katkı yapamamak var. Bir mücadele insanının çocukları olmanın haksız bedeli bu...
Allah'tan, eşim çok yetenekli bir anne ve bilgili bir insan olarak bu açığı ailemizde kapattı.
Bunları söylüyorum da, sonra, 'Haksızlık mı ediyorum' diye düşünüyorum: On binlerce çocuğumuz, "siyaset suçlusu" babalarını hiç göremeden büyüdü; on binlerce aile, perişan oldu. Durum böyleyken, benim yakınmaya hakkım yok sanki...

Sağlık durumunuz?
Doktorum, en yoğun biçimiyle siyasete katılacak konuma gelmekte olduğumu belirtiyor. Ama biraz daha zamana ihtiyacım var; 1-2 ay içinde son kontroller tamamlanacak. Aslında, iyiye gidiyor da, yürümekte daha bir süre zorluğum olacak. Buna da katlanacağız.
Hani demişler ya, "...Mevlam bakalım n'eyler; n'eylerse, güzel eyler..."

VEDA ŞİİRİ

'Sessizce ayrılmalıyım'

İsmail Cem şair değildi aslında... Gençlikte karalanmış birkaç dize dışında şiirle uğraşmışlığı yoktu. Ama 1987'de İstanbul milletvekili seçildikten sonra kızı İpek Cem'in yolladığı bir kutlama kartıyla ilham gelmiş, bir şiir yazmıştı.
O kartta, kuyruğundan çektiği fili tepeye taşıyan bir fareciğin karikatürü vardı. Üzerinde İngilizce "Büyük başarı için tebrikler" yazıyordu. Kartın kapağını çevirince sırada taşınacak 4 fil daha olduğu görülüyordu. İşte o kart, Cem'e daha hiçbir sağlık sorunu yokken "Veda" şiirini yazdırmıştı:

VEDA
Çok ileri bir tarihte
Çok yaşlı olarak
Sessizce ayrılmalıyım
Kimseye pek gözükmeden
Ve kimseyi rahatsız etmeden.

Masamın üzerinde
Dünden kalan işler
Tamamlanmamış yazılar
Okunmayı bekleyen kitaplar
Ve anılar ve umutlar.

Filleri kuyruğundan çekerek
Tepeleri aşırtmaktı görevim
Günler bitti filler tükenmedi
Ben elimden geleni yaptım
Gerisini siz tamamlayın.

Boşa geçmedi hayatım
Daha fazlası olabilirdi ama
"Buna da şükür" demeliyim
İşte sevgili dostlar
Ben böyle veda etmeliyim
New York, 1995

İSMAİL CEM'İN SON SATIRLARI


 


Bu yazı 796 defa okunmuştur.
 Yorumlar  -   Yorum Ekle                        Toplam 0 yorum var.  Tümünü göster

Bu yazı henüz yorumlanmamış...


 Yazarın Diğer Yazıları
 
  Yazarlar
Şükrü Kızılot

Sosyal güvenlik 2007’de de kara delik
 
Reha Muhtar

Medya-Siyaset-Ticaret
 
Yılmaz Özdil

Al sancak Alsancak'ta
 
Mahmut Övür

'Vahşi milliyetçilik yükseliyor'
 
Cengiz Çandar

Hrant’ın katili Ogün olmayabilir mi?
 
Soner Yalçın

Demokrat Parti’nin ’balans ayarı’
 
Mehmet Altan

Biraz daha gayret...
 
Yavuz Donat

"Cumhur" ne diyor?
 
Hasan Cemal

Çankaya, TÜSİAD, Baykal!
 
Mehmet Barlas

Sadece "Terörle mücadele" gündemli bir siyaset olamaz...
 
Yalçın Doğan

Dünyada en iyi korunan kişi
 
Hurşit Güneş

Gordon Brown ile Tayyip Erdoğan farkı
 
Salih Neftçi

TCMB ve faizler... Ve ‘kaz’
 
İsmail Küçükkaya

Türkiye'nin radikalleşmesi
 
Metin Münir

Hey çocuklar! Ben rap’çi oldum!
 
Bekir Çoşkun

İzmir’de deli dalgalar...
 
Prof. Dr. Aydın Ayaydın

Ülker, Petkim ihalesinde Efes'le birlikte ter dökecek
 
Meliha Okur

Irak'ta Saddam yönetimin devrilmesinin nedeni...
 
Şamil Tayyar

İspatlamazsan şerefsizsin
 
Engin Ardıç

Atatürk üşümez, acıkmaz, yorulmaz
 
Can Dündar

Anadolu’da seks patlaması
 
Güler Kömürcü

Yeni şifre; Suryoyo
 
Serhan Ada

Karadikenin cinsiyeti
 
Emin Çölaşan

Sözcü’nün kitabı ikinci bölüm
 
Sami Kohen

Özür krizi
 
Ali Saydam

Kim olursan ol, yine de ölç!
 
Deniz Gökçe

Meğer Çin'in de kamu borcu çok büyükmüş
 
Şelale Kadak

Kazanan bir takımı değiştirmek aptallık olurdu!
 
Mehmet Ali Birand

Barzani bizi neden bu kadar sinirlendiriyor?
 
Fatih Altaylı

Yayına devam
 
Ergun Babahan

Vatan haini
 
Oktay Ekşi

Gül’ün müjdeleri...
 
Murat Yetkin

MİT'ten 80'inci yılında önemli uyarılar
 
Enis Berberoğlu

Saddam, idamdan 2 gün önce korkudan bayılmış
 
Ahmet Hakan

Her şeyin bedeli var
 
Hıncal Uluç

İş dünyası aslında ne istiyor?..
 
Ahmet Kekeç

Ölçtürün, bakalım ne kadar hainsiniz!
 
Onur Baştürk

Striptizci Aylin e yardım eli
 
Ertuğrul Özkök

Sarmaş dolaş Federasyon Başkanı
 
Serdar Turgut

Penis özgürdür ama kırılgandır
 
  En Popüler Haberler
 
  Hava Durumu
  İstanbul
Pazartesi Salı  Çarşamba 
13 / 17 °C 13 / 21 °C 12 / 18 °C
 
 
  Üye Girişi
  Üye Adı :
  Şifre :
 
Üye Ol
Şifremi Unuttum
 
 
 
ANA SAYFA   |   GÜNÜN TÜM HABERLERİ   |   ARŞİV   |   ZİYARETÇİ DEFTERİ   |   KÜNYE   |   REKLAM   |   İLETİŞİM

İş'te Gündem'nda yayınlanan her türlü yazı ve haber kaynak belirtilmeden kullanılamaz.  Sayfalarımızda kaynak belirtilerek yayınlanan haberler ilgili kaynağa aittir ve bu haberlerin kopyalanması durumunda, tüm sorumluluk kopyalayan kişi / kuruma ait olacaktır. Başka kaynak veya gazeteden alıntı yazarlar ve site yazarlarına ait yazılardan dolayı İş'te Gündem sorumlu tutulamaz.