‘Yes Man’ olmadığını gösterdi
‘Yes Man’ olmadığını gösterdi

23 Ocak 2014 Perşembe   08:11

Muharrem Yılmaz, TÜSİAD Başkanlığı’nın ilk yılında fazla polemik yaratmadı ama zaman zaman cesur çıkışlarıyla dikkat çekti. Bu çıkışlarla ‘Yes Man’ olmasını bekleyenleri yanılttı. İlk yılını Hürriyet’e değerlendiren Yılmaz “TÜSİAD gibi köklü bir kurumda kendimi geliştirme imkânı bulmanın bende yarattığı heyecan çok yüksek” dedi.

Bugün TÜSİAD’ın 44’üncü Genel Kurulu yapılacak. Seçim yok ama Genel Kurul’un iki ilginç özelliği var. Biri 1997’de kurucu üyelerin büyük tepkileriyle karşılaşan “Anayasa Reformu” raporunu yazan Prof. Dr. Bülent Tanör anısına bir panel gerçekleştirilecek. İkincisi ise adaylığı süresince “başkanlıkta etkili olur mu olmaz mı” tartışmaları yapılan Muharrem Yılmaz’ın TÜSİAD Başkanlığı koltuğuna oturuşunun birinci yılı tamamlanacak.

Bir önceki başkan Ümit Boyner, Türkiye’de muhalefet yapmanın zor olduğu dönemde iktidarın yanlışlarına karşı dik duran, sözünü sakınmayan bir duruş sergilemişti.

Boyner’in yerine Sütaş’ın patronu Muharrem Yılmaz’ın adı ortaya çıkınca ise tartışmalar başlamıştı. “Hükümet TÜSİAD’a da el attı, sesi çıkmayacak bir başkan tercih edildi” yorumları yapılmıştı.
O tarihlerde TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı olan Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Yılmaz’a destek vermiş ve “Yes Man olmayacak” öngörüsünde bulunmuştu. Aradan geçen bir yıl Koç’un haklılığını gösterdi. Yılmaz her şeye evet diyen biri olmadığını Türkiye’nin durduğu kritik eşiklerde ve dönemeçlerdeki çıkışlarıyla gösterdi.

Yılmaz’ın başkanlık dönemi Türkiye’nin siyasi gündeminin alt üst olduğu bir sürece dek geldi.
Mayıs ayı sonunda Gezi olayları patladı, düşe kalka da olsa bir barış süreci başladı, 17 Aralık operasyonları ise Türkiye’yi yeni bir kavganın ortasına bıraktı.

Bu süreçte Yılmaz, her biri Türkiye’de demokrasinin, kuvvetler ayrılığının sorgulanmasına neden olan bu gelişmeler karşısında açıklamalarıyla tepkisini ortaya koydu..

Yılmaz’ın açıklamaları Boyner kadar hükümetle polemik yaratmasa da TÜSİAD’ın yıllardır savunduğu görüşlerinden taviz vermedi.

Yılmazla genel kurul öncesi kısa bir söyleşi yaptık.

DEMOKRATİKLEŞME TEK ÇIKAR YOL

Zor bir dönemde görev aldınız. Başkan olduğunuz için memnun musunuz?

Bu görevde bulunmaktan dolayı çok memnunum. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı olarak, Türkiye’nin ana meselelerinin çözümü yolundaki çalışmaların içinde bulunmanın, TÜSİAD gibi köklü ve birikimi yüksek bir kurumda kendimi geliştirme imkanı bulmanın bende yarattığı heyecan ve tatmin çok yüksek doğrusu.

Genel Kurul’da demokrasi raporunu yeniden gündeme getirmenizin özel bir nedeni var mı?

TÜSİAD olarak, demokrasinin bir ülkedeki, insan hakları evrensel ilkelerinin, düşünce, inanç ve girişim özgürlüklerinin, laik hukuk devletinin, katılımcı demokrasi anlayışının, liberal ekonominin, rekabetçi piyasa ekonomisinin kurum ve kurallarının ve sürdürülebilir çevre dengesinin benimsendiği bir toplumsal düzenin oluşmasına ve gelişmesine doğrudan katkı sağladığına inanıyoruz.

Bu amaçla 1997’de demokrasi raporumuzu hazırlayan rahmetli Prof. Bülent Tanör’ün anısına, genel kurulda özel bir oturum öngördük. Bu oturumda tarih profesörü İlber Ortaylı, Türkiye’nin demokratikleşme macerasını 150-200 yıllık perspektifte anlatacak. Bülent Tanör’ün raporunun güncellemesini yapan Zafer Üskül de aynı çerçevede bir sunum yapacak.

Tanör’ün raporu o tarihte büyük tepki görmüştü…

16 sene önce yayımladığımız Türkiye’de Demokratikleşme Perspektifleri raporunun önsözünde de belirtildiği gibi “ekonomik ve siyasal demokrasinin kurumsallaşması, Türkiye’nin önünde sonunda yaşayacağı zorunlu bir süreç değildir. Ülkenin aydınlık geleceği için demokrasinin tek çıkar yol olduğunu düşünenlerin kesintisiz çabalarının bir ürünü olabilir.”İşte bu anlayış çerçevesinde, demokrasinin her zaman korunması ve geliştirilmesi gereken bir kazanım olarak anlaşılması gerektiğine inanıyoruz.

TÜSİAD hâlâ önemli

Türkiye’de son yıllarda ekonomik yapı değişti. 150 milyar doları bulan ihracat sayesinde özellikle Anadolu sermayesi dünyaya açıldı. Bu işadamlarını bir araya getiren iş dünyası örgütlerinin de etkinliği arttırdı. Ancak İstanbul sermayesi diye tanımlanan TÜSİAD’ın ekonomideki yeri ve etkisi hala güçlü. TÜSİAD’ın 600’e yakın üyesi 4 bine yakın şirketin sahibi. Bu şirketler ise kayıtlı istihdamın yüzde 50’sini, kurumlar vergisinin yüzde 85’ini ödüyor. TÜSİAD kurulduğu 1970’li yıllarda hükümetler düşüren “patronlar kulübü” olarak tanımlanıyordu. 1990’lardan sonra hazırladıkları raporlar, demokrasi ve hukuk devleti talepleriyle anılıyor.

AB önemli bir referans

AB konusunda atılan adımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bugün, hem sürdürülebilir iktisadi kalkınma, hem de demokratikleşme açısından, Avrupa Birliği’ni ülkemiz için önemli bir referans olarak görüyoruz. Türkiye’nin AB yönelimi, Türk iş dünyası için öncelikli bir konu. Bir süredir, duraklamış bulunan Avrupa Birliği üyelik sürecini, yeniden hedefe yerleştirmemiz, rayına oturtmamız gerektiğine inanıyorum.

Jale Özgentürk/Hürriyet



Sayfa Adresi: http://istegundem.com/haber/Yes-Man-olmadigini-gosterdi/48172